Sevgi, karar veya vaat degildir
Hepimiz yasadigimiz iliskilerle varoluyoruz. Temel hayat amaçlarimizdan birisi sevgi iliskileri kurabilmek. Kurdugumuz sevgi iliskileri yoluyla hayati taniyoruz.
Bizim ruhsal yapimizi belirleyen süreler, sevgi iliskilerini de nasil yasadigimizi belirliyor. Sevilmek istiyoruz ama, sevgiye ulasmanin yolunun, sevebilme yeteneginden geçtigini fark eden insanlar digerlerinden bir adim öndeler.
Peki yetiyor mu?
Yakalamayi becerdigimiz sevgi iliskilerinin sonsuza dek sürmesi, insanoglunun en büyük hayallerinden biridir.
Bu ideali pek az insan gerçeklestirebilir. Pek çogu, kendisini, iliskinin en basinda hissettiklerinden çok uzakta ve o iliskiyi sürdürmesini saglayan temel motivasyonlan tüketmis hisseder ve terk eder.
Ya da, biz iliski istegini ve motivasyonu kaybetmemis olsak dahi terk ediliriz. Herkes sevginin yasandigi, paylasildigi ve büyüdügü sihirli formülü arar. Bu formülü yakalamak için asagidaki iki temel tuzaga düsmemeyi becermek gerekir.
Sevgiyi bazilarimiz sadece bir duygu olarak algilamazlar.
Sevgiyi bir vaat gibi algilarlar. Sevildiklerini düsündükleri andan itibaren beklentileri ve olmasi gerekenler farkinda olmadan zihinlerinde sekillenmeye baslar. Olaylan ve durumlari bu sablon üzerinden degerlendirmeye baslarlar.
Aslinda, çok iyi gidebilecek veya giden bir sevgi iliskisini yasiyor da olabilirler. Buna ragmen sevginin vaat olarak algilanmasi, beklenen ile gerçegin farkli göründügü yanilsamasina götürebilir bizi. Böyle insanlar çok kirilgan olurlar. Çabuk alinirlar. Kolayca suçlamalarda bulunabilirler.
Karsisindaki insan ne yapacagini sasirmaya baslar, hatta zaman içinde çaresizlik dahi hissetmeye baslayabilir. Bana kalirsa sevginin bir vaat olmasi sevginin dogasina ve dinamiklerine aykiridir.
Bazilarimiz sevgiyi bir karar gibi algilarlar. Verdikleri kararin geregini yerine getirmeye çalisirlar. Karsindakinin de verdigi kararin ne kadar arkasinda durdugunu test etmeye çalisirlar. Iliskileri, ne kadar sevildigi veya sevilip sevilmediginin anlasilmasina yönelik degerlendirmelerin gölgesinde kalir.
Sevgi bir karar olarak algilandiginda iliski de artik bir projeye dönmeye baslamistir. Hangi asamasinda nelerin yapilacagi yönetim kademesindekiler -yani iki sevgili tarafindan planlanir. Karar verilmis, proje uygulanmaya konulmustur.
Planin ne kadar gerisinde kalindiginin sürekli sorgulandigi bir süreç yasanir. Bana kalirsa sevginin bir karar olmasi da, sevginin dogasina ve dinamiklerine aykiridir.
Sevginin dogasinda, bir vaat veya karar olmanin ötesinde cosku olmalidir. Bu coskuya ise ancak tek bir yolla ulasilabilir.
Psikiyatri tarihinin sayili ustalarindan Erich Fromm, sevgiyi bir aktivite, bir etkinlik olarak tanimlamistir.
"Bir seye kapilmanin" sevgi olmadigini, "bir seyin içinde olmanin" sevgi oldugunu ifade etmistir.
Sevgi aktif bir süreç olmalidir. Pasifligi temsil eden almak ise, aktifligi temsil eden de vermektir.
Nedense insanlarin pek çogu, vermeyi, kendilerinden bir seylerin gitmesi olarak görürler. Verdikçe yoksullasacaklarina inanirlar. Vermeyi kabullenmezler. Onlar için "vermek" mahrumiyettir, kayiptir. Gerçi bu duyguyu böyle hissetmesine ragmen kabullenenler de vardir. Onlar için vermek bir özveridir. Sevgiyi adeta aci veren bir deneyim olarak yasarlar.
Bu gruptaki insanlara sevgi sevinç getirmez.
Üstad Fromm' a göre, ruhen saglikli ve üreten insan için vermek, gücün en yüksek ifadesidir. Verme eylemi, kisiye kendi gücü ve zenginligini yasatir, içinde cosku vardir. Vermek; bu noktada mahrum olmak degil, tam tersine canlilik ifadesidir.
Keske herkes farkina varabilse ki, zenginlik çok seye sahip olan insanlarin degil, çok sey veren kisilerin yasayabildigi bir duygudur. Hepinize yasadiginiz her anin sizi zenginlestirdigi bir hafta diliyorum..
Ümit Yazman
Sunday, March 26, 2006
Subscribe to:
Post Comments (Atom)

No comments:
Post a Comment