Monday, March 27, 2006

Zahir (Paulo Coelho) sf.266

        Işığın savaşçısı şükran duyması gereken çok şey olduğunu bilir.
        
        Savaşırken melekler ona yardım ettiler; ilahi güçler her şeyi yerli yerine yerleştirdi, böylece o da elinden gelenin en iyisini yapabildi. Bu nedenle, günbatımında diz çöker ve onu çevreleyen Koruyucu Pelerin için şükreder.

        Yoldaşları: ‘O çok şanslı!’ derler. Fakat ‘şans’ın, çevresine bakmayı bilmek ve dostlarının nerede olduğunu görmek demek olduğunu bilir, çünkü dostlarının sözleri aracılığıyla melekler seslerini duyurabilir.“

imamla Hidayet

Konu : Otobüs şoförü Hidayet...!!!

Hidayet ölünce cennetin kapısında kuyruğa girer. Hemen önünde
bekleyen adam bir imamdır. Kapıda bir melek beklemektedir. Melek imama sorar;
-Hiç günahın var mi ?
imam;
- Aziz melek ben imamdım, Tüm hayatim boyunca ALLAH'A dua ettim, karıma ve çocuklarıma sadik kaldım,insanlara ve hayvanlara hep yardim ettim.
Melek;
- Çok iyi. Bunları zaten biliyorduk. Al sana cennetin gümüş anahtarı...

...sonra Hidayet'e döner;
- Senin hiç günahın var mı Hidayet ?
Hidayet;
- Ben de her zaman hayvanlara ve insanlara iyilik yapardım, ALLAH'A çok dua etmedim açıkçası, inancım da zayıftı ve bir de günahım vardı, çok sert ve hızlı otobüs kullanırdım.
Melek;
-Bunu da biliyoruz Çok iyi. al sana cennetin altın anahtarı...

İmam bu olaya sinirlenir;
- Ben hayatimi ,Allah'a adamışım siz de gidip bu adamıöcennette benden üstün tutuyorsunuz, haksizlik değil mi?

Melek gülerek ;
-Sen vaaz verirken herkes uyuyordu, ama Hidayet otobüs kullanırken herkes dua ediyordu.

Bill Gates

Tanrı demiş ki: "Bill senin durumun hakikaten karmaşık. Seni cennete mi, cehenneme mi yollamalı
bilemiyorum. Her eve bilgisayar girmesine yardımcı olarak insanığa katkıda bulundun ama bir yandan da Windows gibi bir  rezaleti de yarattın. Ben de senin özel durumuna göre bir şey yapacağım,
cenneti de, cehennemi de ziyaret et, hangisine gideceğine karar ver."
"Tamam" demiş Bill Gates,
"Önce cehenneme bir bakayım." ve inmiş cehenneme. Bir de bakmış  berrak sulu bir kumsalda bir sürü güzel kız top oynuyor eğleniyor, güneş parlıyor hava süper.
"Allaah" demiş Bill Gates,
"Cehennem böyleyse Cenneti hakkaten görmek isterim."
Ve cennete çıkmış. Bir bakmış, bulutların üzerinde bir yer, etrafta melekler uçuşuyor, insanlar lir çalıyor,  güzelce bir yer ama Cehennem kadar değil.
"Tamam" demiş tanrıya Bill Gates,
"Ben cehenneme gitmeye karar verdim."


İki hafta sonra tanrı cehennemi ziyaret edip Bill Gates’in nasıl olduğuna bakmaya karar vermiş. Gitmiş Bill'in yanına, Bill bir duvara zincirlenmiş, alevler içinde karanlık bir mağarada ve zebaniler  işkence ediyor.
- Nasılsın Bill?
- Korkunç! Burası iki hafta önce geldiğim cehennem değil! Kızların oynaştığı o güneşli kumsala ne oldu?

Tanrı cevap vermiş:
- O ekran koruyucusuydu...

Sunday, March 26, 2006

Sevgi, karar veya vaat değildir

Sevgi, karar veya vaat degildir

Hepimiz yasadigimiz iliskilerle varoluyoruz. Temel hayat amaçlarimizdan birisi sevgi iliskileri kurabilmek. Kurdugumuz sevgi iliskileri yoluyla hayati taniyoruz.

Bizim ruhsal yapimizi belirleyen süreler, sevgi iliskilerini de nasil yasadigimizi belirliyor. Sevilmek istiyoruz ama, sevgiye ulasmanin yolunun, sevebilme yeteneginden geçtigini fark eden insanlar digerlerinden bir adim öndeler.

Peki yetiyor mu?

Yakalamayi becerdigimiz sevgi iliskilerinin sonsuza dek sürmesi, insanoglunun en büyük hayallerinden biridir.

Bu ideali pek az insan gerçeklestirebilir. Pek çogu, kendisini, iliskinin en basinda hissettiklerinden çok uzakta ve o iliskiyi sürdürmesini saglayan temel motivasyonlan tüketmis hisseder ve terk eder.

Ya da, biz iliski istegini ve motivasyonu kaybetmemis olsak dahi terk ediliriz. Herkes sevginin yasandigi, paylasildigi ve büyüdügü sihirli formülü arar. Bu formülü yakalamak için asagidaki iki temel tuzaga düsmemeyi becermek gerekir.

Sevgiyi bazilarimiz sadece bir duygu olarak algilamazlar.

Sevgiyi bir vaat gibi algilarlar. Sevildiklerini düsündükleri andan itibaren beklentileri ve olmasi gerekenler farkinda olmadan zihinlerinde sekillenmeye baslar. Olaylan ve durumlari bu sablon üzerinden degerlendirmeye baslarlar.

Aslinda, çok iyi gidebilecek veya giden bir sevgi iliskisini yasiyor da olabilirler. Buna ragmen sevginin vaat olarak algilanmasi, beklenen ile gerçegin farkli göründügü yanilsamasina götürebilir bizi. Böyle insanlar çok kirilgan olurlar. Çabuk alinirlar. Kolayca suçlamalarda bulunabilirler.

Karsisindaki insan ne yapacagini sasirmaya baslar, hatta zaman içinde çaresizlik dahi hissetmeye baslayabilir. Bana kalirsa sevginin bir vaat olmasi sevginin dogasina ve dinamiklerine aykiridir.

Bazilarimiz sevgiyi bir karar gibi algilarlar. Verdikleri kararin geregini yerine getirmeye çalisirlar. Karsindakinin de verdigi kararin ne kadar arkasinda durdugunu test etmeye çalisirlar. Iliskileri, ne kadar sevildigi veya sevilip sevilmediginin anlasilmasina yönelik degerlendirmelerin gölgesinde kalir.

Sevgi bir karar olarak algilandiginda iliski de artik bir projeye dönmeye baslamistir. Hangi asamasinda nelerin yapilacagi yönetim kademesindekiler -yani iki sevgili tarafindan planlanir. Karar verilmis, proje uygulanmaya konulmustur.

Planin ne kadar gerisinde kalindiginin sürekli sorgulandigi bir süreç yasanir. Bana kalirsa sevginin bir karar olmasi da, sevginin dogasina ve dinamiklerine aykiridir.


Sevginin dogasinda, bir vaat veya karar olmanin ötesinde cosku olmalidir. Bu coskuya ise ancak tek bir yolla ulasilabilir.
Psikiyatri tarihinin sayili ustalarindan Erich Fromm, sevgiyi bir aktivite, bir etkinlik olarak tanimlamistir.

"Bir seye kapilmanin" sevgi olmadigini, "bir seyin içinde olmanin" sevgi oldugunu ifade etmistir.


Sevgi aktif bir süreç olmalidir. Pasifligi temsil eden almak ise, aktifligi temsil eden de vermektir.
Nedense insanlarin pek çogu, vermeyi, kendilerinden bir seylerin gitmesi olarak görürler. Verdikçe yoksullasacaklarina inanirlar. Vermeyi kabullenmezler. Onlar için "vermek" mahrumiyettir, kayiptir. Gerçi bu duyguyu böyle hissetmesine ragmen kabullenenler de vardir. Onlar için vermek bir özveridir. Sevgiyi adeta aci veren bir deneyim olarak yasarlar.

Bu gruptaki insanlara sevgi sevinç getirmez.

Üstad Fromm' a göre, ruhen saglikli ve üreten insan için vermek, gücün en yüksek ifadesidir. Verme eylemi, kisiye kendi gücü ve zenginligini yasatir, içinde cosku vardir. Vermek; bu noktada mahrum olmak degil, tam tersine canlilik ifadesidir.
Keske herkes farkina varabilse ki, zenginlik çok seye sahip olan insanlarin degil, çok sey veren kisilerin yasayabildigi bir duygudur. Hepinize yasadiginiz her anin sizi zenginlestirdigi bir hafta diliyorum..


Ümit Yazman

Alıntı (Elçin Aksakal)

Yaşamak...
Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir.
Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel ,hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı?
Camide uyanıyorsunuz.Bir tahta sandık içerisinde , herkes karşınızda saf tutmuş,
iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette.
Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak.Herkes etrafınızda büyük bir itibar
iltifatlar çocoklar torunlar hepsi hazır.
Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz. Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya 3 ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.Ne güzel hazır maaş hazır ev...
Altmışlı yaşlarda herşey garanti,huzur içinde yaşıyorsunuz.Sağlığınız gittikçe düzeliyor.Kaslar güçleniyor kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe başladığınız ilk gün size hoşgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz.Ve genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli insan olarak işe başlıyorsunuz.herkes karşınızda elpençe divan...
Vücüdunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor .Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.Diğer hormonal aktiviteler artıyor,fevkalade..
Aman ne güzel günler başlıyor ..Derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.Bu arada babanız ortaya çıkmış,Fazla çalıştın diyor, artık eve dön ,işi bırak, okumaya başla, harçlığın benden olsun.. Keyfe bakarmsınız?Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor,Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor.Partiler,diskotekler,kızların sayısı artıyor.Derken anneniz babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor,araba kullanma derdide yok artık...
Günün birinde sizi okuldanda alıyorlar,Evde otur keyfine bak,oyuncaklarınla oyna diyorlar...Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.Derken anneniz size birgün süt verme kararını alıyor ve başka keyifli bir dönem başlyor.
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır.Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz.Beslenmek için ağzınızı açmaya bile gerek yok,bir kordondan besleniyor,sıcacık ,yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz,Küçülüyor,küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.Ve günün birinde keyifli bir orgazm ile hayatınız bitiyor...



*Nehir forward olarak gönderdi acayip hoşuma gitti yayınlıyım dedim. Yazan Elçin Aksakal mı bilmiyorum ama kim yazdıysa eline sağlık.